MİNİK KARADENİZ TURU -4- SÜMELA MANASTIRI VE ÖNCESİNDE AKÇAABAT'TA AKÇAABAT KÖFTE VE KAZAZİYE SANATI :)

Pazartesi, Ekim 01, 2012

Devam ediyorum Karadeniz Turu'muzun bölümlerini paylaşmaya. :) Erzurum'da bir gece konakladıktan sonra Erzurum Otogarı'na taksiyle geçip otobüse bindik. İspir'de inip bizimkilerle buluştuk. Köye döndük. Bir dağıldık toplandık. Karar verdik. Rotamızı belirledik. Navigasyonda işaretledik. Önce Akçaabat'a ardından da Sümela Manastırı'na. :) 
Akçaabat''a giderken bir ara acaba Recep'le Yasin anlaştı bizi İstanbul'a geri mi götürüyorlar dedim. :) Köyden baya bir uzun sürdü gibi geldi. :)

Akçaabat köfte nerde yenir diye sordum Google abimize. :)
Nihat Usta dedi. Bizde gittik siparişlerimizi verdik. Kurulduk deniz kenarına.
Şefin hediyesi. :)
Bu da köftemiz. Ben et pek sevmediğim için bir fark hissedemedim açıkçası suçu kendimde bulmuştum. Baktım bizimkiler de pek beğenmedi. Trabzon'lu arkadaşım Sultan'la konuştuğumda ''O da işi seriye bağladıklarını eskisi gibi lezzetli olmadığını söyledi. Arasaydık ara sokaklarda bir yerde çok güzel bir Akçaabat Köftecisi önerecekmiş bize ama olur o kadar. :)
Yemeğimizi yedikten sonra ikinci hedef noktasına varmak için yola koyulduk. Şunu belirtmeliyim ki Karadeniz Turu boyunca en çok etkilendiğim,hoşuma giden yer Sümela Manastırı oldu. Yollar çok güzel fakat sürekli kavisler var. Aniden araba çıkabilir gerçekten dikkatli olmak lazım. Recep'in yukarı baktığı yerlerden çıkılıyor manastıra. :) Ama ben böyle atraksiyonlu işleri oldum olası severim. :)
Manastıra çıkarken merkezi bir yer var. Oradan orman içinden bir kaç km'lik yolla yaya olarak ta çıkılabiliyor. Ya da arabayla yukarı çıkılıp yarım km'lik bir patikavari yolu yaya olarak çıkıp ta manastıra ulaşabiliyor. Biz ikinci yolu terch ettik. Ki o bile az değil. Ve tehlikeli. Ayağınız kayıp düşşeniz. Bilemiyorum sonuç ne olur. 
Birbirimizi kollayarak patika yolu aştık. :)
Sonrasında taş merdivenlere geldik.
Aşağısı uçurum. Ben hiç korkmadım. Annem bir ara çıkacak mıyız? diye sorular sormaya başladı. :)
Zaten bu merdivenlerden sonra da gelmek istemedi dizleri çok ağrıdığı için. Gelsin istedik ama zorladığı takdirde gece daha çok ağrıdığı için de ısrar etmedik. Biz içeri girdikten sonra biraz dinlenip yavaş yavaş çıkmış. Canım annem bizi bekletmek istememiş. :)
Sisten çok çok gözükmüyor ama kayalıklar inanılmaz yüksek. Ve çok etkileyici.
Müze kartınız varsa yanınıza alın derim. Çünkü burada da geçerli. Biz 8'er lira ödeyerek içeri girdik.
Sümela Manastırı'nın tarihçesini merak edenler için resmini çektim. :)
Bu merdiven çok dik ve uzun. Yavaş yavaş çıktık. :)
Aşağıda kayalığa çıkıp poz veren biri vardı. Kedi korkum hariç ne yükseklikten korkarım ne başka birşeyden ama bunu yapamam bünyeme zarar. :)
Merdivenleri çıkıp küçük bir tünelden geçince sağdaki ilk oda muhafız odası. Oldukça yüksek ama demir parmaklıklardan bakmak çok hoşuma gitti. Kendimi burada gerçekten yaşamış olan insanların yerine koydum. Hayal dünyam devreye girdi. Belki de eskiyi,önceyi,doğal olanı sevdiğim için en çok etkilendiğim yer Sümela Manastırı oldu. 
Merdivenlerin başından baktığınızda görünen alan burası. Açık renk olan yapıların bir çok kısmı ve alt kısımlar restorasyon nedeniyle ziyaretçiye kapalı.Bariyer çekilmiş kısıma ise geçen haftalarda kaya parçaları düşmüş. Tedbir için o alan hala bariyerlerle çevrili. 
Sümela Manastırı dağda bulunan mağaraların ve insanlar tarafından yapılmış olan oyukların birleşiminden  oluşmuş. 
Mabet'in içerisindeki tasvirler. 



Mabedin dışarısındaki freskleri incelerken güvenlik görevlisiyle biraz sohbet ettik. İsimler tarihler vs yazılar yazılmış. Tarihi harap etmişler. Tabi dikkatimizi çeken türkçe bildiğimiz için türkçe yazılar.Doğrusu biraz da '' Bizim insanımızın zerre kadar tarihe saygısı yok.'' gibi düşünceler beynimde dolanıyordu. Güvenlik görevlisi dikkatimi yabancı olan yazılara çekince aslında fresklerin yabancı yazılarla dolu olduğunu gördük. Bizim insanlarımız da safça koca koca isimlerini tarihlerini atınca dikkatimizi onlar çekmişti. Farketmiyor aslında her yerde aynı duyarsızlığa sahip insanlar varmış demek ki. 
Arada fotoğrafik hatıralarımız da olsun istedik. Girdiğim oda Rahip Odası. :)

Dönerken merdiveni aşağıdan Yasin çekmiş.

Geldiğimiz patika yolun ucunda Trabzon'a özgü olan gümüş ve altın örme sanatı olan Kazaziye standı vardı.
Tarihi 1461'lere Fatih Sultan Mehmet'in kentin fethine kadar dayanıyor.
Buna benzer gümüş bir yüzüğüm olduğu için ben almadım. Kübüli aldı. :)
Yüzüğüme uygun bu küpelerden de ben aldım. Açık renk gümüşünden de kardeşim aldı. :)
İzin alıp bir kaç modeli de fotoğrafladım.

Bu küpelerin tek kolye olan modelini Kanal D'nin yayınladığı Sultan dizisinde Sultan 3-4 bölüm taktı. :)

 Umarım gider,görür siz de beğenirsiniz. Kesinlikle tavsiye ederim. :)

You Might Also Like

7 yorum

  1. Ne güzel fotograflar bunlar böyle, emeklerinize sağlık.. Bende yükseklik korkusu var ama acayip gitmek istiyorum.. Hatta rabbim nasip ederse balayı için gitmek istiyorum :)
    Bana karadenizde önerebileceğin balayı oteli tarzında bir yer var mı? mailin adresin blogda yok, mail atamadıgımdan yorum yazdım ama sen müsait olursan bana mail ile dönebilirsin pembesinti@gmail.com
    şimdiden çook tşk ederim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maile cevap verdim. Umarım yardımcı olabilmişimdir. Tekrar görüşmek dileğiyle. :)

      Sil
  2. Bende çok etkilenmiştim orayı gördüğümde ve çıkmak hayli zordu :) O zaman fotoğraf çektirmiyorlar diye hatırlıyorum sanırım şimdi serbest çok güzel fotoğraflar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çıkmak zor ama bin kere değer :)
      Fotoğrafları flaşla çekmenin yasak olduğu söylendi. Ben de karanlıkta çektim. Picasadan düzelttim. :) Teşekkürler beğenmene sevindim. :)

      Sil
  3. bizde sümelaya çıktık ve çok sis vardı aşağıları göremedik odereceydi yani ama yine de güzeldi..

    YanıtlaSil
  4. @haticinpepelası Yaz bitimi Sonbahar başlangıcı gibi gitmek gerekiyor sanırım. Ne sıcaktı,ne de soğuk. Ama sis gece hep oluyordu.

    YanıtlaSil